Uzun zamandır, "dominant erkek" mükemmel lider olarak tasvir edildi: güçlü ve kendi görüşünü dayatan. Hayvanlar âleminde bu rolün norm olduğu varsayıldı. Ama ya bu fikir, bilimsel kanıtlardan çok mitlere dayanıyorsa? Yeni bir araştırma, üstün bir cinsin olmadığını ortaya koyuyor; bu çalışma liderlik, hiyerarşi ve güç dağılımı konusundaki düşünceleri sorgulamaya davet ediyor.

Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan çalışmada, 121 primat türünün davranışları analiz edildi; sonuçlar, bir cinsin diğerine üstünlüğünün doğada sürekli bir durum olmadığını gösterdi. Aksine, erkekler ve dişiler arasındaki güç ilişkileri genellikle daha dengeli, değişken ve bağlama bağlıdır.

“Alfa erkek”, günümüzde sarsılan bir kavram

On yıllardır, çoğu memeli türünde erkekler, üstün bireyler olarak kabul edildi. Şempanzeler ve babunlar gibi türlerdeki gözlemler, bu algıyı pekiştirdi ve bu algı, insanlardaki eşitsiz yapıları haklı çıkarmak için kullanıldı. Ancak bu analiz, gerçeğin çok daha çeşitli olduğunu ortaya koyuyor.

Araştırmacılar, "alfa erkek" kavramının bir azınlığı temsil ettiğini buldular. Pek çok türde, sosyal hiyerarşiler çevre, kaynaklara erişim veya üreme rolü gibi faktörlere bağlıdır. Aslında, dişilerin bu yönler üzerinde daha fazla kontrolü olduğunda, grup içinde daha etkili roller üstlenebiliyorlar.

Bu durum, insanlardaki eşitsizliklerin evrimsel akrabalarımızın biyolojisinden kaynaklandığını çürütüyor. Çalışmanın ortak yazarlarından araştırmacı Elise Huchard'ın açıkladığı gibi, cinsiyete dayalı insan hiyerarşilerinin hayvanlar âleminden doğrudan bir miras olduğu yönünde sağlam bir kanıt yok.

Liderlik cinsiyete bağlı değil, halk arasında yaygın olan inançlara rağmen

Cinsler arası bir savaş olmaktan çok, veriler, çeşitli hayvan topluluklarında erkekler ve dişiler arasında dinamik bir birlikte varoluşu ortaya koyuyor. Bazı türlerde monogami var; diğerlerinde sorumluluklar, erkek veya dişi liderlik olmaksızın paylaşılmaktadır. Huchard'a göre, bu bulgular, ilk insan toplumlarının düşündüğümüzden daha eşitlikçi olduğunu öne süren antropolojik çalışmalarla örtüşüyor.

Kesin dominans kalıpları bulma niyetinde olmaksızın, primatlar -ve muhtemelen insanlar- sosyal ortamlarında güç sürekli olarak dağıtılır ve yeniden tanımlanır. Böylece, liderliğin güç veya cinsiyetle ilgili olduğu sorgulanır ve bunu daha bağlamsal ve işbirlikçi bir şey olarak anlama olasılığı açılır.

Grup içindeki etkinin, yalnızca fiziksel dominasyondan veya agresiflikten değil, farklı katılım şekillerinden kaynaklanabileceğini kabul etmek, toplumumuzda yeniden ürettiğimiz güç modellerini de gözden geçirmemizi sağlayabilir. Bu çalışma, en azından hayvan dünyasında yerleşik bir norm olarak üstün bir cinsin olmadığını ortaya koyuyor.

Eğer doğa bize bir şey öğretiyorsa, o da liderlik ve otoritenin cinsiyetle belirlenmiş bir ayrıcalık olmadığı, aksine işbirliği, sosyal beceriler ve bağlama yanıt veren değişken bir yapı olduğudur. Böylece, bu miras alınan mitleri sorguladığımızda, daha adil bir birlikte yaşama biçimini hayal etme olasılığını açmış oluyoruz.