Hayatın online paylaşımının neredeyse zorunlu olduğu bir dönemde, sosyal medyası olmayan biriyle karşılaşmak inanılmaz. Hemen şu sorular akla geliyor: Asosyal mi? Depresyonda mı? Yoksa bir şey mi gizli? Bu sorular, bağlı olmanın topluma katılmak için bir gereklilik olarak görüldüğü bir dünyada doğal olarak ortaya çıkıyor.
Peki, sosyal medyaya sahip olmamak yalnızlık göstergesi değilse, zihinsel sağlığını korumanın bir yolu mu? Instagram, Facebook veya X (eski Twitter) gibi platformlardan uzak duran Kanadalı aktör ve müzisyen Keanu Reeves, bu soruyu gündeme getiriyor. O halde, bu platformlardan kopuk olmak gerçekte ne anlama geliyor? Bu makalede bunu inceleyeceğiz.
Sosyal medyaya sahip olmamak yalnızlık anlamına gelmez
Sosyal medyaya sahip olmamak genellikle izolasyon veya aşırı kapalı olmakla ilişkilendirilir. Ancak bilimsel kanıtlar, sosyal medyanın psikolojik iyilik hali üzerindeki etkisinin düşündüğümüz kadar doğrudan olmadığını gösteriyor.
Aslında, IJARESM dergisinde yayınlanan bir çalışma, bu uygulamaların aşırı kullanımının kaygı, depresyon ve stres seviyelerini artırabileceğini, özellikle ergenlerde sürekli karşılaştırma, “mükemmel” olma baskısı ve olumsuz içeriklere maruz kalma nedeniyle ortaya çıktığını göstermektedir.
Buna karşın, sosyal medyadan uzak durmak, duygusal aşırı uyarılmayı azaltmanın, özsaygayı korumanın ve zihinsel sağlığı korumanın bir yolu olabilir. Ancak sosyal izolasyon ile dijital izolasyonu ayırt etmek önemlidir; çünkü ikinci durumda, sosyal medyası olmayan birçok kişi, geleneksel bağlantı yollarını tercih ederek aktif bir sosyal yaşama sahiptir.
Yaş ve dönemle etkilenmiş bir karar
Sosyal medyası olmayan birinin ne anlama geldiğini anlamak için önemli bir diğer faktör ise yaştır. Dijital çağdan önce büyüyenler, sosyal medyayı bir tamamlayıcı olarak görüyor ve bir ihtiyaç olarak değerlendirmiyorlar. Birçok yaşlı için sosyal yaşamları, Facebook veya WhatsApp’tan önce şekillendi ve bu şekilde devam ediyor.
Tam tersine, gençler için Instagram veya TikTok’tan uzak olmak, izolasyon gibi algılanıyor. Burada sosyal medyanın yokluğu, karşı kültürel bir eylem veya hatta bir kaygı kaynağı olarak yaşanıyor. Ancak giderek daha fazla genç, gizlilik nedenleriyle online varlıklarını azaltmayı tercih ediyor.
Her iki durumda da, sosyal medyası olmamak sosyal entegrasyon seviyesini belirlemiyor; aksine, zamanlara uyum sağlama ve dünyayla ilişki kurma yollarını temsil ediyor.
FOMO: Bir şeyleri kaçırma korkusu
Ayrıca, FOMO (fear of missing out) adı verilen psikolojik bir fenomen var; bu, sosyal medyada yer almadığımızda önemli bir şeyi kaçırma hissini yaratıyor: bir etkinlikten bir memeye kadar. Sonuçta, “güncel kalma” kaygısına dönüşüyor. Bu, milyonlarca insanın sosyal medyaya bağımlı olmasının en güçlü nedenlerinden biri.
Ayrıca, bildirimleri kontrol etme ihtiyacı, “beğenileri” takip etme ve anı kaydetmeden yaşayamama gibi aşılması zor bir bağımlılık yaratıyor. Paradoxal olarak, mesafe koyanlar tam tersini keşfediyor: daha fazla zihinsel netlik, başkalarıyla daha az karşılaştırma ve kendi yaşam ritmiyle yeniden bağlantı kurma.
Hiperbağlantılılık döneminde gizlilik neden önemli hale geldi?
Son yıllarda, birçok kişinin sosyal medyadan vazgeçtiği giderek daha belirgin hale geliyor. Reeves gibi örnekler, dijital radarın dışında kalmanın bireylerin özünü korumalarına yardımcı olduğunu gösteriyor. Hayatlarının her yönünü sergileme zorunluluğu olmadan, bir birey daha tutarlı bir şekilde yaşayabiliyor. Ve gizlilik, giderek daha kıt bir değer haline geliyor, bu nedenle paha biçilmez bir değer kazanıyor.
Sosyal medyası olmamak, kendine dikkat etmenin bir yoludur. Sürekli karşılaştırmayı ve dijital gürültüyü azaltarak, daha fazla düşünme ve daha derin bağlantılar için alan yaratıyor. Gördüğünüz gibi, sosyal medyada olmamak her zaman yalnızlık anlamına gelmez; bu, bir iyilik tercihi olabilir. Fark, bunları zevk için mi yoksa bir şeyleri kaçırma korkusuyla mı kullandığımızdır.
Yorumlar
(0 Yorum)